Sarı öküzü verdiğimiz gün bu savaşı kaybettik!
Ahmet ATALIK
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası
İstanbul Şube Başkanı |
 |
Bir ülke düşünün
ki tüm komşuları ile düşman; Türkiye! Sanırım yer küre
üzerinde bizim durumumuzda olan başka bir gelişmekte
olan ülke (?) yoktur. Düşman çok olunca silah ve asker
de çok olmak zorunda. Halkımızın refahı için harcanması
gereken kaynaklar silahlanmaya harcanıyor.
Yine bir ülke
düşünelim ki işçisi ile memuru, özel sektörü ile de kamu
sektörü birbirine düşman. İşin ilginç yanı, ülkemiz
halkının büyük bölümü kendine hizmet etmek için kurulmuş
olan kamu kurumlarına ve bu kurumlarda istihdam edilen
devlet memurlarına düşman. Devletin çoğu memurunun da
halka olan duyguları pek farklı değil. Durum böyle
olunca da sosyal devleti şirket devlete çevirmek hiçte
zor olmuyor. Çünkü bunu halk istiyor. Sonraki süreçte
her şeyin kendi aleyhine döndüğünü fark etmeye başlayan
aynı halk sızlanmaya başlıyor, ama iş işten artık geçmiş
oluyor.
Ülkemizde ilginç
bir tablo daha var. Kentlilerin çoğu, yaşamak için
gereksinim duydukları tarım ürünlerini yetiştiren
köylüye düşman. Sanılıyor ki ülkeyi köylüler batırıyor,
onlara verilen tarım destekleri buna neden oluyor. Oysa
bütçenin yaklaşık %2’si bu desteklere ayrılıyor.
Ekonominin bu payla çökmesi mümkün mü? Hedefin bu yöne
kaydırılması asıl suçluların gizlenmesi için!
Pek çoğumuzun
yakından bildiği bir sarı öküz hikayemiz var. Sayfalarca
bu düşmanlıkları anlatmak yerine şu sarı öküzümüzü
bilmeyenler için tekrar kaleme alalım.
Eski zamanların
birinde bir otlakta öküz sürüsü yaşarmış. Ancak,
civardaki aslanlar onları rahat bırakmaz, sürüye hemen
hergün saldırırlarmış. Öküz dediğin öyle hafife alınacak
bir hayvan değil, bir araya toplandılar mı kolayca
defederlermiş o koca aslanları.
Günler
ilerledikçe aslanları bir kaygı almış. “Herhalde bize
bu otlağı terk etmek düşüyor.” demiş aslanlardan
biri. Nereye göç edeceklerini düşünürken, “Van minit!”
diye bir ses duymuşlar. Sürünün en çelimsiz, ama kurnaz
mı kurnaz topal aslanıymış bu çıkışı yapan. “Hayır,
hiçbir yere gitmiyoruz. Siz bana bırakın ben hallederim
bu işi.” demiş.
Topal aslan
eline bir beyaz bayrak alarak öküzlerin yanına gitmiş. “Saygıdeğer
öküz efendiler!” diye başlamış lafa. “Bugün
buraya sizlerden özür dilemek için geldik. Evet, size
defalarca saldırdık, ama niye biliyor musunuz? Hep o
sizin aranızdaki sarı öküz yüzünden. Onun rengi
sizinkilerden farklı, bizim gözümüzü kamaştırıyor,
aklımızı başımızdan alıyor. Biz de barışseverliğimizi
unutuyor ve saldırganlaşıyoruz. Aslında sizlerle bir
sorunumuz yok! Verin onu bize, siz de kurtulun biz de
barış içinde yaşayalım!”
Boz öküz diğer
önde gelen öküzlerle görüşmek üzere geri çekilmiş. Tüm
öküzler sıcak bakmışlar bu teklife. Bir tek yaşlı
benekli öküz “Olmaz!” demiş, ama kimseye sözünü
dinletememiş. Zavallı sarı öküz aslanlara teslim
edilmiş. Bütün sürünün selameti için bir öküzü feda
etmekten hiçbiri tereddüt bile duymamış.
Gerçekten de
sürüye günlerce hiçbir aslan saldırmamış. Ama aslan
milleti bu ne kadar sabreder ki? Hele öküz etinin tadını
aldıktan sonra. Aslanlar acıkınca, topal aslan yine boz
öküzün yanında almış soluğu. “Selam!” diye
başlamış söze, “Gördünüz değil mi? Biz aslanlar ne
uyumlu bir milletiz. Ama büyük bir sorunumuz var!” “Nedir?”
demiş boz öküz. “Şu sizin uzun kuyruklu öküz”
demiş topal aslan ve devam etmiş: “Kuyruğunu
salladıkça nereden baksak görünüyor ve aklımızı
başımızdan alıyor. Size saldırmamak için kendimizi zor
tutuyoruz. Gelin verin onu bize bu konuyu burada
kapatalım, eskisi gibi barış ve huzur içinde iki tarafta
hayatını sürdürsün.”
Boz öküz sürünün
ulularıyla görüşmüş. Yine sadece benekli öküz karşı
çıkmış, ama dinleyen olmamış, “Verelim gitsin.”
demişler. Bu olaylar tekrar tekrar yinelenmiş. İyi
beslenen aslanlar her geçen gün daha da güçlenmişler.
Buna karşılık öküzler ise her geçen gün güçlerini biraz
daha kaybetmişler. Geçen sürede aslanlar küstahlaştıkça
küstahlaşmışlar. Artık bir sebep söyleme gereği bile
duymadan sadece “Verin bize şu öküzü yoksa
karışmayız!” demeye başlamışlar. Zavallı öküzlerin “Hayır!”
diyebilecek güçleri kalmamış.
Boz öküz dahil
sadece birkaç öküz kalmış sürüde. “Ne oldu bize? Ne
zaman kaybettik bu savaşı aslanlara karşı? Oysa ne kadar
da güçlüydük.” diye sormuş biri boz öküze. “Biz”
demiş boz öküz, gözleri nemli ve sesi titreyerek, “Sarı
öküzü verdiğimiz gün kaybettik bu savaşı!”
Ülkemizin koca
koca bakanları basın yayın organları önünde satılan kamu
kurumlarının açıklamalarını bizlere nasıl yapıyorlar:
“Efendim, sattıkta alanlar bu kurumları çuvala koyup
kendi ülkelerine mi götürüyorlar?” aslında sayın
bakanlar doğru söylüyorlar, ama halkın da gerçeği
bilmesini maskeliyorlar. Alanların ülkelerine çuvalla
götürdükleri tabi ki hiçbir çuvala sığmayan o binalar
değil, o kurumda verilen hizmetlerden elde edilen
gelirlerdir. O gelirler de bizlerin değil, o ülke
halklarının refahları için kullanılmaktadır.
Bu arada da
Türkiye’deki “öküz” sayısı giderek azalmaktadır.
Sevinmeli mi yoksa üzülmeli mi?
Yazıyı indirmek için tıklayınız